2014-09-25 05:35:00

                       İMRENİYORUM-KISKANIYORUM

Sizlere San Francisco’nun yerleşiminden biraz bahsetmek istiyorum. Geçen sayıda ki yazıma bakıpta burada yaşayanların vurdum duymaz ve umursamaz tipler olduğunu düşünmemelisiniz.
Şehir eski bir yerleşim yeri. İspanyollar ilk olarak bu çevreye çıkıp yerleşmeye başlamışlar. Bu nedenle de çevredeki yerleşim yerlerinin birçoğunun adı SAN ile başlıyor. Örneğin San Rafael, San Paulo, San Mateo, San Jose (silikon vadisi) gibi. Buralarda en çok üç katlı blokların olduğu siteler ile, bahçeli evler yerleşimi oluşturuyor. Bunları da o kadar güzel düzenlemişler ki yeşilliklerin arasında adeta binalar kaybolmuş.
           San Francisco’nun merkezine gelince: İlk geldiğim yıl gezerken binaların yan yana ve eski olduklarını görmüş ve” turistik olması açısından restore edilmiş “ düşüncesine kapılmıştım. Ancak bu kez daha fazla gezme ve görme olanağım nedeniyle hemen hemen tüm şehrin bu tür evlerden oluştuğunu gördüm. Deprem bölgesi olması nedeniyle kesinlikle bodrum kat yapılması yasakmış ve gerçekten hiçbir yerde bodrum kat yok. Finans merkezinin ve büyük şirketlerin olduğu şehrin merkezi dışında çok katlı binaya rastlamak mümkün değil. Evlerin birçoğu bin sekizyüzlü yıllardan kalma. Hepsinin altında en az bir araçlık garajları mevcut ki bu garajlar zamanın atlı arabaları için yapılmış ve hala kullanılmakta. Bu eski evlerin dışında herhangi bir değişiklik mümkün olmamakla birlikte içleri son derece kullanışlı olarak düzenlenmiş. Çoğunu arkasında küçükte olsa bahçeleri mevcut ve hafta sonlarında bu bahçelerden sohbetlere karışmış ızgara (barbekü) kokuları yükselmekte. Şehrin içinde yaşayanların yürüyüş ve piknik yapabilmeleri için çok miktarda yeşil alanlar bırakılmış ve bu parkların içinde yüzlerce yıllık ağaçlar korunmaya alınmış. Golden Gate, Presidio Park, Buena Vista, Lincoln Parkları yeşilliğin, gökyüzünü göremediğiniz büyük ağaçların, yürüyüş yollarının yanı sıra müze, konser salonu, akvaryum gibi kültürel aktivite ve gezilebilecek mekânları da içlerinde bulunduruyorlar.
           Toplu taşımayı her türlü aracı kullanarak çözmüşler. Şöyle ki bizde demode diye kaldırılan tramvaylar, troleybüsler hala her cadde ve sokakta çalıştırılıyor. Metro ve banliyö trenleri ise yakın çevre yerleşimlerde yaşayanları merkeze taşımada büyük kolaylık ve rahatlık sağlıyor. Özürlüler, yaşlılar ve beş yaşından küçük çocuklar için ayrılan yerlere bu kategorinin dışında kimse oturmuyor, şayet oturdu ve kalkmadı ise sürücü uyararak kaldırıyor. Gençler bizdeki gibi uyuyor veya kitap okuyor numaraları çekmiyor ve çektirilmiyorlar.
Bunları yazdığım için belki bana Amerika hayranı gözüyle bakacaksınız sevgili okurlar ama inanın Amerika değil ama eğitim ve kültür hayranıyım. Gezdiğim hiçbir yer de yüksek sesli bir müziğe, bağırtıya ve küfüre rastlamadım ama Türk Filmleri Festivaline gittim komedi diye çevrilmiş filmlerde belden aşağı küfürlerin, argonun her dakika kullanıldığını izledim ve utandım. Neyse; sizlere buradan bazı güzellikleri iletmek istiyordum nerelere daldım. Şimdilik hoşcakalın.
 

8
0
0
Yorum Yaz